“Çırağan Sarayı’nda kendimi Türk misafirperverliğinin bir elçisi gibi görüyorum.”
“I see myself as ambassador of Turkish hospitality, at Çırağan Palace.”

GF Luxury: Sayın Radtke, sizinle tanışmak büyük bir zevk. İstanbul’a
gelişinizden bu yana ne kadar süre geçtiğini öğrenerek
başlamak isteriz.
Ralph Radtke:
Ekim 2011’de geldim, yani dört yıldan biraz daha uzun
bir zaman…

Cem Talu© Cem Talu
Öncelikle buraya gelişinizin hikâyesini alabilir miyiz sizden?
90’larda ailemle birlikte İstanbul’u ziyaret etmiştim, o zamanlar şimdikinden çok daha gençtim, tabii ki. Daha sonra 2011’in Haziran’ında misafir olarak üç gün Çırağan’da kaldım, harika kahvaltılar ve mükemmel
hizmet sayesinde çok iyi vakit geçirdim. Bu benim için gerçekten keyifli bir tatil olmuştu, çünkü o sıralar çok çalışıyordum. Eşim Türk olduğundan, ona “Haydi İstanbul’a gidelim” dedim. Türk olmasına
ragmen, İstanbul’u henüz görmemişti ve ben şehri ondan daha iyi tanıyordum.
Aynı yılın Ağustos’unda, kendisi de yakın arkadaşım olan Kempinski’nin başkanından bir telefon geldi, benden yardım istiyordu. Reddettim, çünkü gayet başarıyla yürüttüğüm kendi işime sahiptim. Otelciliğe geri dönmek istemiyordum, ama bahsettiği otelin Çırağan Sarayı olduğunu öğrendiğimde, eşimIe konuştum ve o da onayladı ki
bilirsiniz kadınlar her zaman haklıdır.

Aramızda olduğunuzu görmek çok güzel. Peki, İstanbul’un en çok nelerini seviyorsunuz? Ya da varsa, en beğenmediğiniz özellikleri hangileri?
En sevmediklerimi belirtmek daha kolay çünkü belli başlı bir çok özelliği var sevdiğim: örneğin, tarihi yönü, burada olup biten her şey, aynı bir macera filminden çıkmış gibi. İstanbul eskiyle yeninin harika bir karışımı. İstanbul’un kozmopolit tarzını seviyorum, bu şehir benim için herhangi bir ülkeyi temsil etmiyor, eşsiz… Bence, ülkenin geri
kalanı da farklı kültürlerden insanların biraraya gelerek yaşamayı öğrenmesi adına bu şehir gibi olmaya çalışmalı. Kendimi İstanbul’da asla tehlikede hissetmedim. İstanbul’un ayrıca küçük kafelerini seviyorum, ortak bir dil konuşmadığım insanlarla iletişim kurmak hoşuma gidiyor. Öte yandan, doğal olarak en sevmediğim tarafı trafiği. Bütün büyük şehirlerde trafik olur derler ama buradaki farklı, organize olamayan bir trafik. Bunun nedeni de sanırım, çok fazla yapılaşma olması, oysa altyapı ve toplu taşıma da aynı derecede önemli. Bir başka konu da;
insanları kandırmaya çalışan taksiciler, çünkü bu şehre gerçekten kötü bir şöhret getiriyorlar. Halbuki, Türkler misafirperver insanlar. Örneğin, Kapalıçarşı’da turistler daha fazla para ödemek durumunda kalsalar da, mutlu ayrılmalılar. Ben orada asla bana söylenen fiyatı ödemedim, her zaman pazarlık yaparım.

Cem Talu© Cem Talu
İstanbul’da boş kalan vakitlerinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Size bunu söyleyemem, çünkü çok özel ve etrafta çok fazla şahit var… Şaka bir yana, boş zamanımda mutlu olmak için, rahatlamaya ve yeniden enerji toplamaya çalışıyorum. O yüzden, purolarımı içiyorum ve buradaki bazı yakın arkadaşlarımdan davet alıyorum. Özellikle dinlendiğim yerlere gitmeyi seçiyorum; yalnızca kendim olabildiğim, arkadaşlarımla içkimi yudumladığım, keyif aldığım yerlere. Özel alışveriş turlarına gitmiyorum, Türkiye’nin diğer bölgelerini keşfetmeyi seviyorum, toplumun geri kalanı nasıl yaşıyor, gelenek görenekleri nedir anlamak istiyorum. Ben çok meraklı bir insanım, bilmediğim ne varsa öğrenmeye çalışırım. Parti insanı sayılmam, arkadaşlarımla yemeğe çıkmak ve kalktığımda, “Yeni bir şey öğrendim bugün de, ne güzel…” demek hoşuma gidiyor. Seyahat etmeyi, yeni insanlarla tanışmayı ve farklı kültürleri öğrenmeyi seviyorum. İstanbul’dayken de değişik restoranları denemekten zevk alıyorum ama benim asıl hobim otelin kendisi. Aslına bakarsanız bu benim için bir iş değil ve en sevdiğim şeyle uğraşırken para kazanıyor olduğum için de çok şanslıyım. Hep yurtdışında çalıştım ve gittiğim her ülkeden de alabileceğimin en iyisini almaya çalışıyorum, çünkü zamanım değerli. Ayrıca, özel hayatımda da yanında en çok keyif duyduğum ve bana yeni bir şeyler katan insanlarla vakit geçirmeye özen
gösteriyorum.

Çırağan, hepimizin bildiği gibi, İstanbul’da konaklama anlamındaki en önemli noktalardan birisi.
Burayı siz nasıl algılıyorsunuz, kalbinizde özel bir yere sahip mi?
Bir kere, öncelikle 17. yüzyıla kadar gidecek olursak, zamanında sultanlara evsahipliği yapmış, Boğaz kıyısında
bulunan tek Osmanlı İmparatorluğu Saray ve Otel binası, Çırağan, ki aynı zamanda da benim yaşadığım yer…
Ek olarak da kimsede bulunmayan bir araziye sahibiz. Aslında bir tür resort otel gibiyiz de, 14 milyonluk nüfuslu
bu şehrin tam göbeğinde olmamıza karşın bir yandan da kendimi dışındaymış gibi hissediyorum. Üst düzey güvenlik nedeniyle ve belki de bizi çevreleyen duvarlardan olabilir, kalabalık bir şehrin tam ortasında
huzurlu sakin bir ada gibi burası. Otelle ilgili bir başka harika özellik de, Kempinski yönetimi altında 25 yıldır edindiği haklı şöhret. Hala çok genç…eski bir otel değil. Tüm dünyada ve otel dışındaki algı da en iyilerden birisi olduğumuz yönünde. Hikayeleri yaratmamıza gerek yok, zaten onlardan fazlasıyla var.

Lütfen bize Çırağan Sarayı’nın tarihinden de bahsedebilir misiniz?
Saray inşaatına ilk başladıklarında burada bir Ermeni mezarlığı ve Topkapı Sarayı’ndan sonra yapılacak ilk taş bina olduğunu biliyorum. Daha sonra, Almanya, Fransa ya da İngiltere’deki akımlara uyarak 14.yüzyıla
yakışır farklı bir saray inşa etmek istemişler, ve bugün gördüğümüz ‘Türk usulü Barok’ diyebileceğimiz halini almış. Mesela, pencere pervazlarında gotik tarzını görebilirsiniz, Venedik’tekilere benziyorlar. Yapım aşaması farklı sultanlar zamanında uzun bir döneme yayılmış ve daha sonra Abdülaziz tarafından tamamlanmış. Bu arada söylenene göre, çok da ilginç bir aşk hikâyesine tanıklık yapmış; söylentiye göre Abdülaziz Fransız İmparatoru 3.Napolyon’un eşi Eugenie’ye aşık olmuş. Eugenie’nin kalbine girmesini sağlayan neydi bilmiyoruz ama aldığımız bilgi Abdülaziz’in Beylerbeyi Sarayı’nı onun kalması için yaptırdığı yönünde. Bu doğal olarak imkansız aşk hikayesi sona ermiş. Ünlü kişilere ait başka hikâyelerimiz de var elbet, ama misafirlerimizin tamamı bizim için eşit derecede önemli. Eğlenceli olup bitenin yanında trajik olanları da bulunuyor. Genel müdür olarak ben otelleri tiyatro salonuna benzetiyorum.
Her gece yatağıma girdiğimde perde de iniyor. Kendimi eş zamanlı olarak bir sanatçı, psikolog ve yönetmen gibi
görüyorum. Bu işte başarılı olanlar da tutkulu kişiler; onlar diğerlerinden yüzde 10-20 daha fazla katıyorlar
işe. Günün sonunda, çalışmış gibi hissetmiyorum kendimi. Hangi otelin idaresinde olursam olayım, evimdeyim. Tüm hayatım boyunca otellerde yaşadım ve ne zaman bir konuğumuz içeri adımını atsa onu evimde
karşılamış gibi hissediyorum. Çırağan olarak Türk misafirperverliğinin elçileri olma misyonunu gerçekleştirmeye
çalışıyoruz. Konuklarımla, çalışanlarımla vakit geçirmeyi seviyorum; elbette bir lider olmalı ama etrafında insanlar
olmadan ne işe yarar? Hiç…Bu tutku için hep birlikte çabalamamız gerekiyor, bu keyif alınacak bir iş. Eğer
insanları sevmiyorsanız, işe yaramaz çünkü biz rüya satıyoruz. Konuklar, akıllarında bir etkinlik fikriyle buraya
geldiğinde onlara istediklerini verebilmeli ve “Bugün hayatımın en güzel günüydü…” dedirtebilmeliyiz. Aksi
takdirde, işimizi doğru yapmıyor oluruz. Biz insanların dışarı çıktıklarında ne kadar çok para ödediklerinden bahsetmelerini istemeyiz – ucuz lüks tabii ki olmaz – ama onun yerine kendilerini özel bir deneyimin parçası hissederek memnun ayrılmaları için çaba gösteriyoruz.

Cem Talu© Cem Talu
Sarkis Balyan binanın mimarı, bilmediğimiz başka detaylar var mı paylaşabileceğiniz?
Bina bütünlüğünü koruduğu sırada, sarayın arazisi içinde başka binalarda bulunuyormuş, örneğin daha sonra yıkılan bir Çin çardağı varmış. Ayrıca, sonradan kaybolan özel bir sera olarak adlandırabileceğimiz bir bina da mevcutmuş. Binanın öteki yanında, orijinalinde sarayın ‘harem’i olan şimdiki haliyle bir okul var. Şu anda gördüğümüz Four Seasons’ın binası, Yıldız Parkı, Malta Köşkü ve Galatasaray Üniversitesi hep sarayın arsası içinde bulunan yerler.

Sn. Radtke bize lütfen geçtiğimiz yıl başında kazandığınız ‘2015 En İyi Otelci Ödülü’nü de biraz anlatabilir misiniz?
Aslına bakarsanız, ödüller bir kişinin yaptığı işleri, tüm çabasını onaylamanın bir göstergesi. Benim durumumda, kırk yıllık çalışma hayatım boyunca hiçbir zaman ödül peşinde koşmadım, hatta asla ‘Ayın Elemanı’ bile seçilmedim. Bu tabii ki çok değerli bir ödül, dünyanın her yanından meslektaşlarımın bana oy vermiş olması. Dolayısıyla da çok duygusal geçen bir etkinlikti. 800 kişinin bulunduğu bir ortamda büyük ekranda resmimi görmek, benim için unutulmaz bir andır. Kendi adıma, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığımı söyleyebilirim ve sağlığım elverdiği sürece de devam etmek istiyorum, 80-90 yaşımdayken bile. Otelimizde çalışan herkes için uluslararası alanda başka ödüllerimiz de bulunuyor ama bu özel, çünkü benim başarı hikâyem.

İstanbul’u tek kelimeyle anlatacak olsanız, ne derdiniz?
‘Sihir’.

Sn. Radtke bizi ağırladığınız ve bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz.
Teşekkürler, benim için de bir zevkti…

Bildquellen

  • Foto: Cem Talu
  • Foto_2: Cem Talu
  • Foto_3: Cem Talu
  • boats-city-cityscape-57553: Burak Kebapci
Share.

Comments are closed.